13 Aralık 2017 | 17:04
Buradasınız:  / TEBLİĞLER / ÇAĞIMIZDA DEĞİŞEN DEĞERLER VE AİLE
dre3e0b6af

ÇAĞIMIZDA DEĞİŞEN DEĞERLER VE AİLE

Dr.Gülsen Ataseven
3.Aile Şurası
TC Devlet Bakanlığı
Aile Araştırma Kurum Başkanlığı 25-27 Mayıs 1998 Ankara

Aile; çocukta dil ve din başta olmak üzere pek çok temel tercihlerin, Değer Yargılarının aktarıldığı, genellikle ölünceye kadar değişmeyen bir karakterin oluştuğu yer olarak ilk ve en önemli sosyal birimdir. Okul ve toplum da aile ile uyumlu olduğu zaman milli kültürün temel taşları oluşur. 1 ailenin şekli ne olursa olsun (geleneksel-geniş-çekirdek-geçici aile) temel fonksiyonları hepsinde mevcuttur ve evrenseldir.2 Aile, insanlığın ortak bilinci haline dönüşmüş  evrensel değerler ile kendi kültürel gerçeklerimizin temeline dayalı yeni sosyal politika ve sosyal disiplinlerle geliştirilip zenginleştirilmelidir. Onu yeni şartların olumsuz etkilerinden korumak ve aileden başlayarak toplumumuza kendi değerlerimizle de uyumlu ve olumlu istikametler kazandırmak, açık bir milli ihtiyaçtır. 3
Aile yapı olarak zamanla değişmeye uğramıştır. Zaman zaman daralmış ve çekirdekleşmiş veya genişleme eğilimi içine girmiştir. Sosyal değişmeden nasibini almamış bir sosyal müessese bulmak zordur. Ancak sağlım aile= sağlam toplum formülü hala geçerlidir. Bugün batı toplumlarında boşanmanın özgürlük, kocasız anneliğin makbul sayıldığı, bekaret aleyhine imza topladığı, zina davasına karşı çıkıldığı görüntülerine pek rastlanılmamaktadır. Aileye artık alternatif aranmasından da vazgeçilmiştir. 4  Gerçekten Dünya Aile Yılı (IYF) Birleşmiş Milletler Sekreterliği raporunda “Aileye özel alaka gerektiği, yapılan programların ailenin kendi fonksiyonlarını yerine getirmede destek olacak nitelikte bulunması, alternatif fonksiyonlar sağlanmaması” vurgulanmıştır .5 Ayrıca “Aile sorunlarının uluslar arası planlanmış bir reform niteliğinde değil, kültürel farklılıkları olan toplumlar için tek tek olmamasının başarı şansını yükselteceği” görüşü kabul edilmiştir. 6
Sanayileşme, büyüyen şehirleşme hareketi iletişim imkan ve araçlarının kazandığı ivme sosyal değişim, yeni davranış kalıplarını beraberinde getirmektedir. Bu problemlerin aile kavramı üzerinde tereddüt ve çözülmelere yol açtığı bilinmektedir. Modern toplumlarda yoğun olarak gözlenen bu gelişme bu gün aynı toplumların varlığını tehdit eden tehlikelere yol açmış bulunmaktadır. 7 çağımız teknolojisi bizlere akıllara durgunluk veren gelişmeler sunarken; dünyamız hiçbir dönemde görülmeyen boyuttaki problemlerle karşı karşıya kammış, bizi bizden uzaklaştıracak noktalara gelmiştir .maddi ve manevi çevre kirliği, tüketim çılğınlığı, gittikçe şiddetlenen bencillik, maddecilik, zevke düşkünlük, güçlünün mutlak üstünlüğü güçsüzün haklı da olsa eilişi, aranan sevgi, hoşgörü, adalet her geçen gün bozulan karı-koca, akraba-komşu-insan ilişkileri, haksız kazanç, rüşvet, hırsızlık, şantaj, terör, baş edilemeyen uyuşturucu bağımlılığı ve tarafiği, stres, yaygınlaşan intihar , alkolizm, kumar, her geçen gün çocukluk yaşına kadar inen suça eğilim, sapık ilişkiler, evlilik dışı çok eşlilik, çoğalan ensest faciası, doğal hale gelen aile içi geçimsizlik, şiddet, boşanmalarda patlama, yıkılan yuvalar altında ezilen babasız ve anansız yaput kurumlara terk edilmiş güvensiz, korumasız milyonlarca çocuk, yığınlarca yalnız insan, huzurevlerine terk edilmiş ızdıraplı yaşlılar, işyerlerinde çalışan kadınların maruz kaldığı cinsel tacizler, tecavüzler, en gelişmiş teknoloji ve iletişim araçları ile dünyanın en ücra köşelerine ulaştırılan müstehcen porno yayınlar, çocuk, kadın ticareti, kadını alçaltan, istismar eden, dev çarkları ile dönen fuhuş sektörü…. Ancak bir kısımı sayabildiğimiz yığınla psiko-sosyal hastalık nedeni ile çağdaş yaşam sağlıksız ve ürkütücü bir manzara sergilemektedir.

Günümüzde sosyolog-psikolog, eğitimci, ahlakçı, sağlıkçı ve yönetici kadrolar son 30-40 yıldan beri ciddi ve ilmi araştırmalar yapmakta, sebep-sonuç ilişkilerini değerlendirerek çözüm yolları araştırmaktadırlar. Bu sağlıksız ve ürkütücü manzara ilim çevrelerinden, gazete sütunlarına, tıp fakültesi ders kitaplarından günlük yaşamımıza kadar genişleyerek hepimizi endişelendirecek boyutlara ulaşmıştır. 8 İngiltere’de Dr.Patrich Dixon’un titiz ilmi araştırmalarından sonra kaleme aldığı “The Rising Price of  Love- Aşkın Yükselen Bedeli” adlı kitabı pek çok çağdaş hastalığın; 1960’larda temelinin atıldığını, aile, evlilik kurumu, bekareti reddeden cinsel özgürlük hareketinden kaynaklandığını; bu  hareketin İngiliz toplumuna getirdiği felaketleri gündeme getiriyor. Bir muhasebeci titizliği ile cinsel devrimin mali dökümünü yaparak, cinsel ilişki ile bulaşan hastalıkların tedavisi için 1,6 milyar sterlik harcandığını, boşanmaların toplumsal faturasının ise yaklaşık 3.4 milyar sterline ulaştığını belirtiyor. Evlilik dışı ilişkilerin 1,7 milyar sterline, babasız çocuk büyütmenin 1,1 sterline mal olduğunu kaydediyor. Gençler arasındaki şiddetin yaygınlaşmasını aile kurumunun zayıflamasına bağlıyor.Kişiliğin gelişmesi için en uygun ortamın sağlam aile yapısı olduğunu verilere dayanarak ispat ediyor. 9
Hamdi İlhan “Mutlu çocuk mutlu aile ürünüdür.” Başlıklı tebliğinde kadının ekonomiye katkıda bulunabilmesi için üretici olmasının şart olmadığını, eğitilmiş annenin ailelere ruhen ve bedenen sağlıklı bir nesil yetiştirmesinin ülke ekonomisine dolaylı olarak büyük faydalar sağladığını ifade ediyor. 10
Dr. R.MYER’S insanlığa ahlâk, adalet gibi değerleri çocuğa aile’nin verdiğini, kalkınmada en büyük yatırımın çocuğa yapılacak yatırım olduğunu belirtiyor.11
Eğitimciler ruhen, bedenen ve sosyal açıdan sağlıklı insanların yetişmesi için anne-baba-çocuk üçgeninde sevgi ve güven dolu bir ortamın şart olduğunu söylüyor.12 Ana babadan birinin kaybı veya çocuğun ihmalinin saldırganlık ve suçluluk davranış bozukluklarına sebep olabileceğini, anne babanın uyumlu, huzurlu bir ortam temin ettiğinde –ebeveynden biri yasal suçlu bile olsa- çocukların suçlu olma olasılığının azaldığına işaret ediyorlar. 
İç denetim demek olan ahlâkın ve sorumluluk duygusunun gelişmesine yardımcı olabilmek için anne-babanın örnek davranışlar sergilemesinin önemine dikkat çekiyorlar.13 
Aile- çocuk; özellikle anne-çocuk ilişkisinin bozukluğunda çocuğun yalnız başarısız, mutsuz olmakla kalmayıp kalp, mide bağırsak, hastalıkları, alerji gibi psikosomotik hastalıklara yakalanabileceğini belirtiyorlar.14
Fransız bilgin Winnecotte “hırsızlık yapan çocuk annesini arar” demekle anti-sosyal davranışların temelinde bulunan anne eksikliğini ifade ediyor. 15
Sağlık tanımında psiko-sosyal iyilik hâli dediğimiz hâl küçük çocukluk yıllarında gelişiyor. Bu yıllar bireyde yaşam boyu silinmeyen izler bırakıyor. “Çocuğu sevmenin onun hakkına saygı göstermek” olduğu vurgulanıyor.16
Annenin çalışmasının çocuk üzerinde yaratacağı etkinin çok iyi hesaplanması gereğine dikkat çekiliyor. Eğitimciler çoğunlukla 0-3 yaştaki çocuğu olan annenin çalışmasına karşı. Bu dönemde en önemli bireyin anne olduğu ve çocuğun kişiliğini etkilediğini, hangi yaşta olursa olsun çocuğun annesine ihtiyacı bulunduğunu bu ihtiyacın en şiddetle hissedildiği dönemin yaşamın ilk yılları olduğu  ve buna da (sihirli yıllar) dendiğini söylüyorlar. 17
“İlk 2-3 yıl zorunluluk olmadan anne çalışmamalıdır. Zorunluluk olursa ancak (part-time) yarım gün bir iş tercih etmelidir .en mükemmel yedek bakıcı veya kurum hiçbir zaman anne yerini tutama. Ve anne çalışmasından ötürü ilk yıllarda çocuğu ile kuramadığı ilişki ve iletişimi daha sonraki yıllarda telaâfi edemez. Annenin çalışması zorunlu olduğu hallerde önlemler alınmalıdır. Annenin çalışması özellikle baba tarafından onaylanmalı, bu çalışma aile içi ilişkileri zedelememeli, evde tartışma konusu olursa bozuk aile düzeni içinde çocuk eğitiminden iyi sonuç alınma”deniyor. 18
gerçekten de anne ve babaların kendilerini çocuklarına adayamamalarından kaynaklanan yaraları kapatmak hiçte kolay değil. ünlülerin itirafları eğitimcilerin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. 19
Türkiye’nin gündemindeki gelişme aslında insanın gelişmesi, eğitilmesidir. İnsanın genetik yapısından getirdiği potansiyel üst ve alt noktalara çıkarılabilir. 0-6 yaş beynin en hızlı geliştiği dönemdir ve insan 7 yaşına kadar insa edilir. Genetik kapasite dışında çocuk en fala aileden etkilenir. 20
Bu ilmi gerçekler dikkate alınarak kadın kuruluşları, sendikalar, kreşler istiyorlarsa bunun yeterli olmadığını bilmelidir, mutlaka kaliteli kreş talebinde bulunmalıdır. Kadınları gerekli tedbirleri almadan çalışmaya teşvik etmek ve çocukları sadece kurumlarda yetiştirmek son derece hatalı bir davranıştır. Uzun vadeli sıkıntıları yalnız aile değil bütün toplum çekecektir. 21
Bowlby karakterin şekillendiği ilk 5 yıl içinde anneden ayrı kalmanın suçlu kişilik yapısının oluşumunda en önemli faktör olduğunu söylüyor. Hükümlü gençlerin %47,6 sının çeşitli nedenlerle anne ve babası ayrı22 İstanbul’da yapılan başka bir araştırmada: Çocuk psikiyatrına gelen her 100 problemli çocuktan %30’unun sebebinin anneden kaynaklandığı anlaşılmış bulunuyor. 23
Ailenin yerini tutan kurumlar (kreş, gündüz bakımevi, yetiştirme yurtları, yaşlılar evi) ve sosyal hizmet programları tür ve yaygınlık bakımından yetersiz, kapasite ve dağılım olarak ihtiyaç gruplarının tümüne hizmet götürmekten uzak bulunuyor. Huzurevlerinin artışı da aile yapısındaki değişmeyi, aşınmayı gösteren bir gösterge kabul ediliyor. 24
Bu şartlarda Türkiye’de medeni hak ve özgürlüklerin çocuk hakları ve yaşların hakları açısından da incelenmesi gerekiyor. Çocuk haklarını koruma konusunda ilgililer sorumluğu  elbirliği ile üzerinde almalı ve organize baskı grupları oluşturarak bu yolla kamuoyunu harekete geçirerek ilgili birimler üzerinde etki yaratılmalıdır. 25 Çocuğun sosyal ilişkilerinin sağlıklı olabilmesi ortam ve çevre koşulları ile sağlanabilir (okul-aile-toplum). 
Ailede çocuğun yaşamının ilk döneminde babanın varlığının önemi son yıllarda yapılan araştırmalarda ortaya çıkmış, özellikle erkek çocuğun babasız büyütüldüğünde daha az maskülen (Erkeksi) kimliğe sahip olduğu, çocuğun cinsel reel gelişiminin bundan olumsuz etkilendiği anlaşılmıştır.26 Bu husus boşanmaların çoğaldığı toplumlarda babasız kalan çocukları bekleyen sorunlardan sadece birisidir. 
Türk ailesini olumsuz etkileyen çok önemli bir faktör de kentleşme ve göçtür. 1990’lı yıllardan sonra büyük bir toplum meselesi olarak ortaya çıkmıştır. Köyden şehre akanlar kimlik sorunu ile karşılaşmaktadır. Köy kültürü, şehir kültürü çatışmasının kültürsüzleşme ve değer boşluğuna dönüşmesi kaçınılmaz olmaktadır.27 Değerlerdeki çözülme aynı zamanda bir zevk çözülüşü olarak aileye yansımaktadır. Bu hızlı ve şaşırtıcı çözülüş aslında büyük merkezlerde başlamış ve batılılaşma hareketi yüz yıllar içinden süzülüp incelmiş, şehir kültürünü  yok etmiştir. Köyünden kasabasından kopup şehirlere koşan insanlar kendilerini potasında eritecek güçlü bir şehir kültürü ile karşılaşamadılar. Aksine kendilerini dışlayan, üstten bakan, küçümseyen yabancılaşmış bir kültür buldular. 28
Prof. Dr. Adnan Ziyalar’a göre Türk Ailesinin uğradığı değişim zamanın etkisi ile doğal karşılanacak bir gelişim olmayıp hızlı değişim’dir: 
Bunlar: “Ailede otorite kaybı, değerleri küçümseme, hiyerarşik düzen bozulması, bağlılığın kaybolması, dayanışmanın zayıflaması, hızlı tüketim (her fert tek başına tüketim makinesi haline geldi.) ortak kültür değerleri ve aile içi din eğitiminin zayıflaması, sorumluluk duygusunun azalması, egoistlik, zevke düşkünlük, evlilik dışı ilişkiler, saldırganlık, kumar, içki, uyuşturucu, beslenme ve sofra alışkanlıkları (sofrada bir araya toplanma), (bayramda gezi) düğün, nişanda değişme, kültürün TV kültürü haline dönmesi, dil, kıyafet, davranışta değişme, ana- baba otoritesinin zayıflaması ve kalması, fuhuş, suça eğilim, gürültülü müzik zevki, duygusallığın kaybolması, okuma ve öğrenmeye ilginin azalması, dine uymakta yetersizlik” şeklinde özetlenebilir. 
Türk ailesinde kültür buhranına yol açan diğer bir faktör televizyondur. Batı değerlerini ve hayat tarzını benimsemede büyük rol oynamaktadır. 29 Halbuki 1991 yılı TRT Genel Yayın Planında aileye yönelik amaçlanan hedefler şu şekilde belirtilmiş; “Teknolojinin, endüstrileşmenin ve hızlı kentleşmenin etkileri ile ortaya çıkan yeni değer yargıları karşısında geleneksel Türk ailesinin olumlu değerlerinin korumasına, yaşatılmasına, güçlendirilmesine, Türk toplumunda ailenin öz kültürü ve yapısı göz önünde tutularak aile yapısını ayakta tutan değerleri yıkıcı filmlere yer verilmemesine özen gösterilmelidir.”30
Türk ailesi kitle haberleşme kurumlarının aktarmacı tutumlarının yabancı toplumların ve bunların hastalıklı yanlarının topluma süzgeçsiz yansıtarak bir kültür istilasına sebep olması yüzünden sarsıntı geçirmektedir. 31

Değer Yargıları Konusunda;

Anketler

Türk toplumunun kültürel değer yargıları hakkında fikir verecek çalışmalar yapılmakta fakat yeterli olmamaktadır. Ancak anlamlı olabilecek sonuçlar dikkati çekmektedir. 
Kadınlarımızın %87’si aileyi ve bunu takiben dini çok önemli buluyor. (TÜSİAD 1991 Türkiye Sosyo Ekonomik Değerler Anketi)32 %88’i aile ve sevgiye değer veriyor. %81’i evlilik öncesi cinsel ilişkiyi onaylamıyor. 33 4/5 oranında tabiatın icabı ve iş bölümü gereği erkeğin aile reisliğini onaylıyor. %90 çoğunlukla karısında ayrı bir yere gidecek erkeğin hanımına bilgi vermesi hatta onayını alması, kadının da bir yere giderken aynı onayın gerektiğini söylemesi uyumlu, eşitlikçi ve kavgasız bir aile ortamı arzu ettikleri şeklinde yorumlanabilir. Yine Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in anketinde 34 kadınların %83’ü kocalarının sadakatine güvenirken; %97 eşlerini aldatmamaları, sadakat ve mutlu yaşama, dini inançları paylaşmaya çok önem vermeleri, %70 iyi bir evlilik için işleri paylaşmanın önemine inanmaları yanında kadın ve erkeğin işbölümüne taraf olmaları, %74 kadının hayatta temel görevinin annelik olduğuna inanmaları, %39 mutlaka çalışmak gerekiyorsa hiç değilse evinde iş yapmayı tercihleri, kızlarını da erkekler kadar okutmayı istemeleri ilgi çekici sonuçlardır. Bütün değişim rüzgarlarına rağmen Türk ailesi henüz sağlam yapısını ve değerlerini muhafaza etmektedir. 35

Değer Kavramı ve Ahlaki Değerler

İnsan hayatının amacı her zaman mutluluğu aramak olmuştur. İnsanın huzur ve mutluluğunun geçici olmaması onun ebedilik duygusuna sahip olmasına bağlıdır. Sırf bu durum yeni ahlâki değerlerin keyfilikten ve izafilikten kurtulması, müeyyideye dayanması, mutlak ve genel geçer olması mutlak otorite’yi gerekli kılmaktadır. 
Öte yandan Allah inancını hesaba katmadan ahlâki hareketin temeli olan irade hürriyetini tam olarak açıklamak mümkün değildir. İnsan hayatı ile ilgili önemli konular bunu ispatlar. Dünyaya gelmeyi ve terketmeyi kendi seçmemiştir. Bu durum insanı kendini aşan bir varlıkla karşı karşıya getirmekte ve sonsuz özgürlüğe sahip mutlak varlığı düşünmektedir. Bu bakımdan özgürlük problemine eğilen akıl için mutlak özgürlüğe sahip bir varlığı hesaba katmak kaçınılma olur. 
Ateistler gerçeklere ters düşen bir iddia ile ortaya çıkmakta ve Allah’ın varlığına inanmayı ahlâk için yararsız, hatta zararlı görmektedir. Bu sözde dindarların tutum ve davranışlarına bakılarak öne sürülmüş geçersiz bir genellemedir. 
Tamamen laik hatta dinsiz olan ahlâk doktrinleri de vardır. Ancak dini olmayan bir ahlâk anlayışında saygı ve tazimle bağlanılan bir otorite yoktur. Buyurulan, yasaklanan bir şey yoktur. Fark çok önemlidir. Felsefi görüşler çoğunluğun zihni gelişimine yardım ettiği halde kalplere işlemek ve ahlâk kurullarını ruhların derinlerinde yaşatmak bakımından din ve iman derecesinde etkili değillerdir. Onun için ahlâkın en sağlam desteği en kuvvetli müeyyidesi dindir. 6
Kaynağını dinden almayan materyalist görüşte insanın aklı tecrübesi ve vidanı iyi-kötüyü , doğru-yanlışı, güzel-çirkini, ahlâklı-ahlâksız denecek davranışların seçiminde yol gösterici faktördür. Kişiyi ahlâklı olmaya zorlayan kuvvetin siyasi otorite, toplumun kınaması, iç güdüler olabileceği söylenmiştir. Gerçeğin ancak bir kısmını yakalayan bu görüşlerin hepsi zıt görüşlerle çürütülmüş ve insan sağlam değişmez bir ahlâk ölçüsünden yoksun kalmıştır. Çünkü insanlığın tecrübesi henüz  bitmemiştir, aksine uzayıp gitmektedir. Her fert aklını, vicdanını geçirdiği tecrübelerden aldığı neticeye göre kullanmakta, insan adedi kadar ahlak anlayışı ortaya çıkmaktadır. Bu ahlak anarşisini doğurur. 
Materyalist felsefede ölümle yok olma duygusunu ve ahirete inançsızlığın ana hattı çizdiğini görürüz.  Bir an için dünyaya gelişi”tesadüfe” gidişi “yok”luğa bağlayan bir insanın duygularını anlamaya çalışalım. Şüphesiz “yokluk şuuru”yani insanın arzuları, emelleri, hülyaları nisbetinde ömrün kısalığını idrak etme düşüncesi onu mutlaka kaplayacaktır. İşte o zaman insan bu kısa hayatında dünya zevklerinden pek çoğunu gerçekleştirmek kastı ile yakın faydalardan becerebileceği her şeyi yapmak için menfaati nerede ise ona sarılacak, gerektiğinde yalan söyleyecek, riyakâr davranacak, rüşvet alacak, arzularına kavuşma hedefi olacak. Bunun için kanun ve diğer engelleri atlatabilmenin yollarını arayacak; aklını, tecrübesini bu yolda kullanacaktır. Çağımız bu ahlâkı benimseyen insanlarla uğraşmaktadır. Nikâh, aile, çocuk gibi sorumluluk getiren kurumlara düşman olunmakta, sorumsuzca tatmin edilmek istenen arzulara engel kabul edilmektedir. 7
Ortak ahlâki değer yargılarına sahip olmayan kadın ve erkekten kurulan yuvada asgari müşterekler kaybolmakta; aile stres altında huzursuz ve yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. 38
İlahi meşeli dinlerde ahlâk kuralını koyan bizzat Allah’tır. Temel ahlâk kurallarında ortak nokta bulunur. (10 Emir gibi) ancak Tevrat ve İncil’in aslı mevcut olmadığı için yapılan ekleme ve çıkarmalarla bir çok değişikliğe maruz kaldığı bilinmektedir. Çağımızda mevcut yapısı ile Hrıstiyan kültüründe var oluş, ruh ve madde diye iki bölüm halinde algılanmakta bu dualizm (ikilem) ferdin ruhi gelişmesini tamamen ihmal edilip, maddi yönünün (nefsinin) aşırı gelişmesine yol açmaktadır. Üstünlük ve hak sahibi olmak maddi kuvvetle mümkündür. Din belil günlerdeki formaliteden ibaret kalmakta, ruhun ihtiyacı olan sürekli huzur haftada bir pazar sabahı kilisede geçirilen birkaç saatle yeterince tatmin edilememektedir. Maddi dünyada tatmin olmak için daha fazla mal, daha fala çalışma, daha fazla eğlenme, daha fazla seks vs. şeylerle mutluluk ve huzur elde edilmeye çalışılmaktadır. Maddi dünyanın sundukları ile tatmin olamayan bir çok insan bu dünyadan bir kaçış arayışındadır. Uyuşturucu ve alkol insan için geçici kaçış, intihar ise maddi dünyadan kaçışın en sürekli olanıdır ve toplumda süratle artmaktadır. 39

İslam Ahlakı

Ve Bu Anlayışın Aile Kurumuna etkisi

İslamda, materyalist felsefe görüşünün aksine insan bu aleme tesadüfen fırlatılmış gayesiz bir yaratık değildir. Konuyu daha iyi kavramak için insanın bu âlem içindeki yer ve değeri nedir? Sorusunun cevaplandırılması gerekir. Rabbi onu hayatın bütün safhalarını içine alan bir imtihan ile imtihan etmektedir. İnsan ahlâklı davranışın ancak ilahi imtihanda başarı göstererek Allah’ın rızasına ermek için tâkip edilmesi gereken yol olduğunu çok iyi anlıyor. İnsanı yüksek ahlâklı ve fazilet sahibi olmaya sevk eden uygulayıcı kuvvet, kanunlar, toplumun kınaması aynı zamanda ferdin iman kontrolündeki vidanıdır. 
Allah bütün insanlık için tek bir ahlâk kanunu koymuştur. Bu ahlâkın diğer sistemlerden farkı onun Allah’â ahirete ve ilahi hesap duygusuna dair bakış açısıdır. Peygamberini de bu ahlâkı noksansız yaşayışı ve sözleri ile örnek olarak göndermiştir. 40 İslâmın teklif ettiği ahlâki değerler (namus, sadakat, güvenilir olmak, şiddetin  ve zulmün her çeşidine karşı durmak, adalet, hoşgörü, istişare ile iş yapmak ,bu kararlara uymak, Allah katındaki üstünlüğün cinsiyetle, kadın veya erkek oluşla ilgili olmadığını, gerçek üstünlüğün ahlâk üstünlüğü olduğunun bilincine sahip olmak, yüksek sorumluluk duygusu….) evrensel değerlerdir. Bu ahlâkı taşıyan kadın ve erkeklerden oluşan aileler ve toplumlar huzurlu ve mutlu toplumlardır. 
Araştırmalara göre dini inançları sağlam olan kimselerin evlilikte başarı ve saadet şansları yüksektir. Bu ailelerin dayanıklılığını sağlayan aile üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları inanç ve değerler sistemidir. (Z.Baltaş-A.Baltaş, Stress). İslâmın teklif ettiği evrensel ahlaki prensiplerden hangisi aile içerisinde yaşanmıyorsa bu bir müslüman aile dahi olsa mutsuzluk ve problem başlayacaktır. 
Sağlam Aile Kurumumuz din adına yapılan aslında yanlış gelenek, görenek ve törelerle bozulmakta, hastalıklı görünüm almaktadır. (Töre cinayetleri, aile içi şiddet, kadına değer vermeme, çocuk ve ev işlerine yardımcı olmamam, içki, kumar, yabancı kadınla aldatma vb.) bunlar Türk ailesinin özellikleri değildir. 
Bugün ailede arzulanan eşitlikçi, sevgi, saygı, hoşgörüye dayanan; paylaşma, hak görev ve sorumluluk dengesi korumuş aile 41 bizim aile değerlerimizin özünde mevcuttur. Ona dönüşü hızlandırmak gerekir. 
Ancak psiko-sosyal umanlar evliliğin başarı ile sürdürebilmesi için bencillik ve kendi çıkarını ön planda tutmak, ferdiyetçilik gibi yanlışlardan aileyi uzak tutmanın gereğine inanırlar. Evlilikle eşler arasında sorumluluğun dengeli paylaşılmasını da mutluluk için şart kabul ederler. Burada “eşitlik” değil “adalet” prensibine göre yani kadın ve erkeğe güçleri, yaşları, cinsleri, tahsilleri, sağlıkları vb. oranında sorumlulukların verilmesi gerektiğine inanırlar. Anormallikler atipik olaylar ayrı bir tartışma konusudur. 42
Sık sık dile getirilen demokratik eşitlikçi teriminin açık ve hesabı verilebilecek, anlaşılabilen bir ifade olduğunu sanmıyoruz. Çünkü iyi niyetli olanlarımız bunu sağlıklı ve mutlu aile için hazırlayıcı sebep görürken bazıları ailenin çözülme şartı kabul etmektedir. Aşağıya alacağımı ifadeler üzerinde ciddi olarak düşünmek gerekir.
“Demokrasi modern, liberal anlamı ile toplumun özgür ve eşit bireylerden meydana geldiği anlayışı üzerine kuruludur. Aile ise kadın-erkek-çocuklar-hizmetkârlar arasındaki eşitsiz ilişkiler esasına dayanır. Birbiri ile uyuşma görülen (tarih, temel ilke, dayanaklar) aile ve demokrasi yine de birlikte var olabilmektedir. Batı dünyasında ailenin çokluğu “çağdaş bir efsanedir” O halde yukarıdaki tarihsel özet ve mantıksal anali ışığında iki sonuçtan birisine varmak gerekecektir.

  • Batı demokrasileri doğru anlamda demokrasi değildir. Çünkü aile vardır.
  • Batı demokrasileri gerçekten demokratik örgütlenmelerdir. Çünkü buralarda aile çözülmüştür. 43

Çağımıda değişen değerlerin Türk ailesini sarkmasına fırsat verilmemeli, kavramlara yüklenen mananın ne olduğu sorgulanmalıdır.

Cinsellik ve Cinsel Eğitim

1962 yılında Uluslar arası Cinsel Eğitim ve Aile Planlaması Konferansında cinsellik eğitiminin amacının kendine, başkalarına, yani topluma karşı bencillikten uzak, sorumluluk duygusu taşıyan, iyi uyum sağlamış mutlu bir erişkinin yetiştirilmesi olduğu konusunda fikir birliğine varılmıştır. Ancak bu koşullarda çocukların doğru dürüst yetiştirilmesi için son derce gerekli olan aile yapısının sağlamlığı ve sevgi, saygı ortamı gerçekleştirilmiş olur. Dağılmış ailelerin çocuklarının başarısı evlilikler yapmaya eğilimli olduğu iyi bilinen bir gerçektir. 44
Amerikalı ilim adamları 1960 cinsel devriminden sonra geçirdikleri sarsıntıyı 25-30 yıl sonra değerlendirmekte ve tecrübelerini yalnızca kendi toplumlarına değil onu izleyenlere de  duyurmaktadır. (NOVAK)

  • “Nikah dışı çok eşlilik kötü alışkanlık yapmakta, başarılı tek eşli bir evlilik emini hazırlamamaktadır. 21 yaşından küçük bireylerde bu alışkanlık alkol, haşhaş, zamk koklama vs. gibi kolaylıkla yerleşir.”
  • “Yasal mukavele (Evlilik-nikah) topluma verilen vaadin ilan edilmesi demektir. Arkadaşlarının ve toplunun önünde açıklanınca vaade daha sıkı sarılınmaktadır. Bu açıdan lüzumludur.”
  • “Seks bir aile olayıdır. Bu aile ortamında gerçekleşmelidir.”
  • “ABD toplumunda kadınların eşitlik hakların doğması ile erkekler gibi rastgele cinsel ilişki kadınlar arasında da yayılmıştır.”
  • “Nikah dışı çok kadınla beraberlik sorumsuzluk getirmekle başkalarının nasıl recide olduğunu, ızdıraplarını örenmek için ünlü erkeklerin metreslerinin otobiyografilerini okumak yetmektedir.
  • “Son perde de çocuk varsa zarar kesesi ağırlaşmakta, mahkemelerle psikiyatristlerin muayenehaneleri dolmaktadır.”
  • “Araştırmalar evlilik öncesi cinsel ilişkilerin %82 sinin sömürücü nitelikte olduğunu ortaya koymaktadır. (Kirkkendall)”
  • “Kurallara, değer yargılarına uymayı bilmeyenler neticelerine katlanmayı da bilmelidirler.”
  • “Evlilik dışı cinsel ilişki bireyin özel meselesi olmayıp genelde toplumu da ilgilendirmektedir. Ve bu nedenle temeli namus olmalıdır.”
  • “Evlilik öncesinde nefse hakim olma, sorumluluk duygusu öğretilmelidir. Kolay ede edilen şeylerin değeri takdir edilemez. Mutlu tek eşli evlilik belki de böyle bir cinsel perhize dayanır.”
  • “Gençlerin alacağı karar değer yargılarımla tutarlılık göstermelidir.”
  • “Cinsel eğitimin evde yapılması bunun da anne-kız, baba – oğul arasında olması gereği anlaşılmıştır.”45

 

batılı toplumlar Türk ailesinin sahip olduğu değerlerin önemini geçirdiği tecrübeler sonunda anlamışlardır. Bizim aile değerlerimiz kadının ve erkeğin eşitliğini cinsel konuda iffet noktasında sağlar, fuhuş özgürlüğünde değil. Türk ailesinde dinden kaynaklandığı varsayılan cinsel eğitim konusundaki yanlışlar ve tabularla mücadele edilmelidir. Aydınlarımız da bu konuda aydınlatılmalıdır. 46 Cinselliğin, ailenin verdiği cinsel bilginin suçluluk, günah, ayıp kavramları ile anılmasında bu bilgisizlik yatmaktadır. Gerçek şudur:
İslâm dini ister kız ister erkek olsun çocuklara cinsel konuların yaş dönemleri dikkate alınarak mutlaka verilmesi gerektiğini bildirmektedir. 47 Modern pedogojinin de gereği budur. 48 Hatta İslâm âlimleri “buluğla birlikte tıbbi ve dini bilgileri açıklamanın caiz hatta bazı durumlarda vacip olduğunu delileri ile ispat ederler.49

Sonuç

Sağlam aile toplumsal psiko-sosyal hastalıklarla savaşta koruyucu hekimlik anlayışına uygun bir işlevi yerine getirir. Trafik kazası olduktan sonra meydana gelen yıkımı telafi etmek yerine trafik kazasına karşı alınan önlemler gibi bir fonksiyon icra eder. Toplumsal problemlerimizin çözümünde uygulanacak politikalarda aşağıdaki notlalar dikkate alınmalıdır.

  • Aile sorunları kendi değerlerimizle uyumlu çözülmelidir.
  • Sağlıklı aileden, sağlıklı topluma ulaşmak için annenin eğitilmesi ve 0-3 yaş grubu çocuğa sahip olanların mecbur olmadıkça çalışmaması gerekir. Uzmanların ihtarlarına dikkat edilmeli, bu dönemde çalışmaya mecbur olan annelere devlet ve kurumlar özel ilgi göstermeli, gerekli önlemleri almalıdır.Böylece anne ilgisinden uzak kalan ve ilerde suça eğilimli olabilecek çocukların ve gençlerin topluma sorun çıkarmasına fırsat verilmemelidir.
  • Türk ailesinin sanayileşme, göç ve iletişim araçlarının olumsuz etkilerine maruz kalması önlenmeli, âcil tedbirler alınmalıdır.
  • Herşeye rağmen mensup olduğumu kültürel değerlerimiz Türk ailesini çözülme noktasına getirmemiş ama tehlike sinyalleri alınmaya başlanmıştır.
  • Modern, gelişmiş toplumlarda nikah dışı çok eşlilik gençlerde alışkanlık yaparak evlendikten sonra sadâkatsizliğin devamına sebep olmaktadır. Bu durum ailenin çözülmesine ve psikososyal hastalıkların oluşmasına zemin  hazırlamaktadır. Ülkemizde kadını, aileyi ilgilendiren politikalar ve çıkarılacak kanunlarda batılı toplumların tecrübesi dikkate alınmalıdır. Güzel hasletlerimize ve kültürel değerlerimize sahip çıkılarak aynı hataya düşülmemelidir.

Dipnotlar:

  • Prof. Dr. Aytuğ İzat, Aile ve Kültür Trizmi, Türkiye Aile Yıllığı, T.C Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1991 Ankara, s.355
  • Yrd. Dç.Dr.Vedat Bilgin, Yapısal Özellikleri İtibariyle Ailenin Görünümü, Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1991 Ankara, s.42
  • Cemil Çicek, 1. Aile Şurası Sunuş, T.C Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, 1990 Ankara
  • Prof. Dr. Mustafa Erkal, AİLE “Uzmanların Görüşleri”, İst.Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı Yayını, İstanbul
  • IYF Birleşmiş Milletler Genel Sekreterlik Raporu, Organizing Events Within and Araund, The International Year of The Family, 1994 IYF NGO Ewecutive Secretaricat, p.2
  • Word NGO Fromu, Provisionel List of Participant.
  • Cemil Çicek, 1. Aile Şurası Sunuş, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, 1990 Ankara
  • Türkiye Gazatesi, -2.3.1997 Dr. İlhami Fındıkçı, Davranış Bilimleri Uzmanı.

Milliyet Gazatesi, 19.11.1997 Babasız Nesil Paniği, Der Spiegel’den “1996 yılında 2,5 milyon yalnız insan var.”
Cumhuriyet Gazetesi, 10.04.1995 Dr. Patrick Diwon, “Cinsel devrim batıya pahalıya mal oldu.” 
Hürriyet Gazetesi, Kelebek, 27.03.1997 Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu “Taciz batıda daha yaygın.”
Sabah 11.01.1992 “Sevgisizlik çocuğu ölüme koşturuyor”
Zaman Gazetesi, 19.05.1995 Cemil Çicek, Aileden Sorumlu Eski Devlet Bakanı “Devlet aileye duyarsız.”
Türkiye Gazatesi 25.10.1994 “Türk Ailesi Tehdit Altında.”
Life, Temmuz 1989 George How Colt “Gençliğin (10-20 yaş) Cinsel Durumu,
Sabah Gazetesi 15.01.1997 “Evlilik çatısı altında büyümeyen çocuklar kötü etkileniyor.” News Week’ten alıntı. 
Milliyet Gazetesi, 10.09.1996 “Yeni tip aileye hazır mısınız? İsveçte evliliklerin yarısı boşanma ile bitiyor, İngilterede evlilik dışı çocukların yarısı babasız büyüyor.”
Zaman Gaatesi 7,8,1991 Türkiye Yeşilay Raporu “Türkiye israfta dünya birincisi, kumarda ikinci, alkolde üçüncü, sigara tüketiminde dördüncü”
Zaman Gazetesi , 22.1.1993 Prof. Dr. Cevat Babuna “Aile can çekişiyor.”
Hürriyet Gazetesi Show Eki, 15.4.1995 “Evlatlar anne ve babalarını yargılıyor.”
Türkiye Gazetesi, 7,8,1994 “Amerikan ailesi yıkılıyor” John White “Yeni Politikacılar, Eski Değerler” adlı kitabında 28 milyon çocuğun ana baba şefkatinden uzak yaşadığını söylüyor. Her 4 evliden biri boşanıyor. 
Cumhuriyet Gazetesi, 27.12.1987 ABD Adalet Bakanı Edwin Mees 1960 sayfalık raporunda “Hiçbir ortak ahlaki değeri bulunmayan toplumların gerçek anlamda toplum olmadığına inanıyoruz.”dedi. 
Marie Clarie, Nisan 1990 “Amerika’da her 5 dakikada bir tecavüz olayı vukuu buluyor. Bu rakam Türkiye’de 26 dakikada bir. “
Hürriyet Gazetesi, 11,8,1988 “Çalışan Kadın Tecavüze Maruz.”
Prof. Dr. Kâzım Arısan, Kadın Hastalıkları (Jinekoloji ) 2. Baskı, Celtüt Metbaası, İstanbul, 1986 s.443-444

  • Cumhuriyet Gazzetesi, 10.4.1995 Dr.Patrick Dixon, “Cinsel devrim batıya pahalıya mâl oldu.”
  • Hamdi İlhan “Yaygın Eğtiim Sistemi İçinde Türk Eğitim Sisteminin Yer ve Önemi” AÇEV Erken Çocukluk Eğitimi Önemi Sempozyumu 19-20 Ekim 1995

Erab NOVAK “Sex Education”in NOVAK’S Text Book of Gynecology Editors: Novak ERAB, Jones G.S, Jones H.W., Dr. Williams and Wilkins, Baltimore p.655-665

  • Dr. Robert Myers, AÇEV Erken Çocukluk Eğitiminin Önemi Sempozyumu, 19-20 Ekim 1995
  • Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Yaygın Ana-Baba Tutumları, ss.116-119-120-124-126
  • Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Yaygın Ana-Baba Tutumları, ss.116-119-120-124-126
  • Prof. Dr. Kemal Çakmaklı “Aile İçin Sosyal Hizmet”,Bireyin  Tanınmaya Çalışması, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, s.51
  • Prof. Dr. Kemel Çakmaklı “Aile İçin Sosyal Hizmet”, Bireyin Tanınmaya Çalışması, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, S. 52
  • Prof. Dr. Kemal Çakmaklı “Aile Tipleri ve Çocuk” Elif Eğtiim Hizmetleri Aile Serisi 1, s,16
  • Prof. Dr. Norma Razon “Çalışan Anne ve Çocuğu” Ana Baba Okulu, 1995, s.229
  • Prof. Dr. Norma Razon “Çalışan Anne ve Çocuğu” Ana Baba Okulu, 1995, s. 239
  • Hürriyet Gazetesi Show Eki, 15,4,1995 “Evlatlar anne ve babalarını yargılıyor.”
  • Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı “Erken Çocukluk Eğitiminin Önemi Sempozyumu”, 19-20 Ekim 1995
  • Prof. Dr. Norma Razon “Çalışan Anne ve Çocuğu” Ana Baba Okulu , 1995, s. 229
  • Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Çocuk ve Suç, Altın Kitpalar Yayınevi, 1982, s.128
  • Prof. Dr. Kemal Çakmaklı “Aile Eğilimleri” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, s.30
  • Öner Kabasakal “Aile Eğilimleri”Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, s.30
  • AÇEV Haber Bülteni, Çocuk Hakları Günleri, Kasım 95, Sayı. 7
  • Uzman Pedagog Oya Güngörmüş, “Baba Çocuk İlişkisi”, Ana Baba Okulu, 1995, s.242
  • İhsan Sezai, “Kent Ailesinin Ekonomik ve Sosyal Sorunları”, Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991, ss.60-65

Doç. Dr. Naci Bostancı, “Kırlık Alanda Aile Yapısı”, Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991, ss 57-58

  • Beşir Ayvazoğlu “Aile Araştırma Kurumu 1991, ss.57-58
  • Mehmet Muhsin, “TRT Yayınlarında Aile” Türkiye Aile  Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurmu 1991, s.147
  • Mehmet Muhsin, “TRT Yayınlarına Aile” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991, s.142
  • Dr. İlhan Dülger, “Aile Bakanlığı ile Kadın Bakanlığı Ayrı Ayrı Koordinasyon Kurullarının Mekânları Olmalı. “Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991

Doç. Nabi Avcı, “Kitle İletişim Araçları Karşısında Aile” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991

  • Mehmet Muhsin, “TRT Yayınlarında Aile” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991, s.143
  • Anket, Barışık Aile Kampanyası, Haziran 1996, s.1 Değ. Prof. Dr. Yıldız Tümerdem.
  • Prof. Dr. Yılmaz Esmer “Her Yönü ile Kadın” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991, ss.226,239
  • Milliyet Gazetesi, 28.1.1997 Prof. Dr. Necla Arat Kadın Sorunları Araştırma Enstitüsü (Ankara, İstanbul, İzmir, Adana Araştırmaları), “Evlilik kurumu kadınlar arasında hala güçlü.”

Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, “En kuvvetli ve sağlam Türk Ailesi” Türk Edebiyatı Dergisi, Ocak 1986, s.11

  • Sabri Büyükdüvenci, “Değer Kavramı ve Aileyi Ayakta Tutan Değerler” Türk Aile Ansiklopedisi 1, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu
  • Cumhuriyet Gazetesi, 20.1.1975 Sadun Tanju, “Geleceğin Ahlâkı”
  • Doç. Dr. Acar Baltaş “Eğitim Başarısını Yükseltmede Sağlıklı Mutlu İnsan Yetiştirmede AİLE’nin Rolü”, Ana Baba Okulu, Remzi Kitabevi, 1995-SS,186-188
  • Aişe Aslı Sancar (Amerikalı Yazar) “İslamın Işığında Uyanmak” Çoşkun Ofset, İstanbul, 1987
  •   Dr.Lütfullah Cebeci “Takva”, Seha Neşriyat, İstanbul, 1995

A.Fikri Yavuz “İslam İlmihali”, Yaylacılık Matbaa, 1986
Sur Mecmuası Sayı.182, Mayıs 1991 Pablo Neruda (1971 Nobel edebiyat ödülünü almış büyük şair) Figaro’da ölüm yıldönümü münasebeti ile yayınlanan yazıda onun “Ben hiçbir zaman gerçek bir müminin suç işlediğini duymadım”dediği yer almıştır.

  • Prof. Dr. Necla Arat, “Sosya-Kültürel Değişme ve Gelişme Komisyonu 1. Aile Şurası “T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, S.64
  • Prof. Dr. Kemal Çakmaklı “Aile Mutluluğu ve Cinsel Eğitim” Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı Yayını, 1995 İstanbul, S.14
  • Levent Köker “Demokrasi ve Aile” Türk Aile Ansiklopedisi 1, T.C Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu S.332
  • Erab NOVAK “Sex Education”in NOVAK’S Text Book of Gynecology Editors: Novak ERAB , Jones G.S., Jones H.W.Dr.Williams and Wilkins, Baltimore
  • Erab NOVAK “Sex Education”in NOVAK’S Text Book of Gynecology Editors: Novak ERAB , Jones G.S., Jones H.W.Dr.Williams and Wilkins, Baltimore p. 655-665
  • Prof. Dr. Erdoğan Fırat , “Cinsiyet Eğitimi” Türkiye Aile Yıllığı , T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu.
  • Dr.Ulvan Nasih- Celal Yıldırım Cilt 2, Milsan A.Ş Uyaal Kitabevi, Konya.

Doç. Dr. İbrahim Canan “Çocuk Terbiyesi” 3. Baskı, Ayyıldız Matbaası, İstanbul 1980

  • Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu “Gençlik Çağı” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Tisa Matbaası İstanbul 1985
  • Dr. Ulvan Nasih – Celal Yıldırım Cilt 2, Milsan A.Ş Uyaal Kitabevi, Konya

 Kaynaklar

Kitap ve Makaleler

  • Fikri Yavuz “İslam İlmihali”, Yaylacılık Matbaa, 1986

Doç. Dr.Acar Baltaş “Eğitim Başarısını Yükseltmede Sağlıklı Mutlu İnsan Yetiştirmede AİLE’nin Rolü”, Ana Baba Okulu, Remzi Kitabevi, 1995
Aile Aslı Sancar (Amerikalı Yazar) “İslamın Işığında Uyanmak” Çoşkun Ofset, İstanbul, 1987
Prof. Dr . Atalay Yörükoğlu “Gençlik Çağı” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Tisa Matbaası İstanbul, 1985
Prof. Dr. Aytuğ İzat, Aile ve Kültür Turizmi, Türkiye Aile Yıllığı, T.C Bşbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1991 Ankara
Beşir Ayvazoğlu “Aile ve Sanat” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1991
Cemil Çiçek, 1. Aile Şurası Sunuş, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, 1990 Ankara
Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı “Erken Çocukluk Eğitiminin Önemi Sempozyumu”, 19-20 Ekim 1995
Erab NOVAK “Sex Education”in NOVAK’S Text Book of Gynecology Editors: Novak ERAB, Jones G.S., Jones H.W Dr. Williams and Wilkins, Baltimore
Prof. Dr. Erdoğan Fırat, “Cinsiyet Eğitimi” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu.
Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Yaygın Ana- Baba Tutumları
Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Çocuk ve Suç, Altın Kitaplar Yayınevi, 1982
Hamdi İlhan “Yaygın Eğitim Sistemi İçinde Türk Eğitim Sisteminin Yer ve Önemi” AÇEV Erken Çocukluk Eğitim Önemi Sempozyumu 19-20 Ekim 1995
IYF Birleşmiş Milletler Genel Sekreterlik Raporu, Organizing Events Within and Araund, The International Year of The Family, 1994 , IYF NGO Executive Secretaricat
Doç. Dr. İbrahim Canan “Çocuk Terbiyesi” 3. Baskı, Ayyıldız Matbaası, İstanbul, 1980
İhsan Sezai, “Kent Ailesinin Ekonomik ve Sosyal Sorunları”, Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurmu 1991
Dr. İlhan Dülger, “Aile Bakanlığı ile Kadın Bakanlığı Ayrı Ayrı Koordinasyon Kurullarının Mekânları Olmalı.” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991
Prof. Dr. Kâzım Arısan, Kadın Hastalıkları (Jinekoloji ) 2. Baskı, Çeltüt Matbaası , İstanbul, 1986
Prof. Dr. Kemal Çakmaklı “Aile İçin Sosyal Hizmet”; Bireyin Tanınmaya Çalışması, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu
Prof. Dr. Kemal Çekmaklı “Aile Mutluluğu ve Cinsel Eğitim” Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı Yayını 1992 İstanbul
Prof. Dr. Kemal Çakmaklı “Aile Tipleri ve Çocuk” Elif Eğitim Hizmetleri Aile Serisi 1
Dr. Lütfullah Cebeci “Takva”, Seha Neşriyat, İstanbul, 1995
Levent Kööker “Demokrası ve Aile” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991
Prof. DR. Mustafa Erkal, AİLE “Uzmanların Görüşleri”, İst. Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı Yayını, İstanbul 
Doç. Nabi Avcı, “Kitle İletişim Araçları Karşısında Aile” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991
Doç. Dr. Naci Bostancı, “Kırlık Alanda Aile Yapısı”, Tirkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991
Prof. Dr. Necla Arat, “Sosyo-Kültürel Değişme ve Gelişme Komisyonu 1. Aile Şurası” T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991
Prof. Dr. Norma Razon “Çalışan Anne v Çocuğu” Ana Baba Okulu, 1995
Öner Kabasakal “Aile Eğilimleri” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu
Dr. Robert Myers, AÇEV Erken Çocukluk Eğitiminin Önemi Sempozyumu, 19-20 Ekim 1995
Sabri Büyükdüvenci, “Değer Kavramı ve Aileyi Ayakta Tutan Değerler” Türk Aile Ansiklopedisi 1, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu
Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, “En kuvvetli ve sağlam Türk Ailesi” Türk Edebiyatı Dergisi, Ocak 1986
Dr. Ulvan Nasih- Celal Yıldırım Cilt 2, Milsan A.Ş Uyaal Kitabevi, Konya.
Prof. Dr. Ümit Meriç “Daha 1960’lı yıllarda Dr. D. Cooper batı toplumlarında ailenin ölümünden söz ediyor.” Türk Aile Ansiklopedisi, T.C. Aile Araştırma Kurumu 1991 Ankara
Prof. Dr. Yılmaz Esmer “Her Yönü ile Kadın” Türkiye Aile Yıllığı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu 1991
World NGO Forum, Provisionel List of Participant.

Gazete, Dergi ve Anketler

 AÇEV Haber Bülteni, Çocuk Hakları Günleri, Kasım 95, Sayı.7
Cumhuriyet Gazetesi, 10.4.1995 Dr.Patrick Dixon, “Cinsel devrim batıya pahalıya mal oldu.”
Cumhuriyet Gazetesi, 27.12.1987 ABD Adalet Bakanı Edwin Mees 1960 sayfalık raporunda “Hiçbir ortak ahlâki değeri bulunmayan toplumların gerçek anlamda toplum olmadığına inanıyoruz.”dedi. 
Cumhuriyet Gazetesi, 20.1.1975 Sadun Tanju, “Geleceğin Ahlakı” 
Hürriyet Gazetesi, 11.8.1988 “Çalışan Kadın Tecavüze Maruz”
Hürriyet Gazetesi, Kelebek, 27.3.1997 Prof. Dr.Adnan Kulaksızoğlu “Taciz batıda daha yaygın.”
Hürriyet Gazetesi Show Eki, 15.04.1995 “Evlatlar anne ve babalarını yargılıyor.”
Life, Temmuz 1989 George How Colt “Gençliğin (10-20 yaş) Cinsel Durumu”
Marie Clarie, Nisan 1990 “Amerika’da her 5 dakikada bir tecavüz olayı vukku buluyor. Bu rakam Türkiye’de 26 dakikada bir.”
Milliyet Gazetesi, 28.1.1997 Prof. Dr. Necla Arat Kadın Sorunları Araştırma Ensititüsü (Ankara, İstanbul, İzmir, Adana Araştırmaları) “Evlilik kurumu kadınlar arasında hala güçlü.”
Milliyet Gazetesi, 19.11.1997 Babasız Nesil Paniği, Der Spiegel’den “1966 yılında 2,5 milyon yalnız insan var.”
Milliyet Gazetesi, 10.9.1996 “Yeni tip aileye hazır mısınız? İsveç”te evliliklerin yarısı boşanma ile bitiyor, İngiltere’de evlilik dışı çocukların yarısı babasız büyüyor.”
Sabah 11.1.1992 “Sevgisizlik çocuğu ölüme koşturuyor”
Sabah Gazetesi, 15.1.1997 “Evlilik çatısı altında büyümeyen çocuklar kötü etkileniyor.” News Week’ten alıntı.
Sur Mücmuası Sayı. 182, Mayıs 1991 Pablo Neruda (1971 Nobel edebiyat ödülünü almış büyük şair) Figaro’da ölüm yıldönümü münasebeti ile yayınlanan yazıda onun “Ben hiçbir zaman gerçek bir müminin suç işlediğini duymadım” dediği yer almıştır. 
Türkiye Gazetesi, 7.8.1994 “Amerikan Ailesi Yıkılıyor” John White “Yeni Politikacılar, Eski Değerler”adlı kitabında 28 milyon çocuğun ana baba şefkatinden uzak yaşadığın söylüyor. Her 4 evliden biri boşanıyor. 
Türkiye Gazetesi 25.10.1994 “Tür Ailesi Tehdit Altında.”
Zaman Gazetesi, 22,1,1993 Prof. Dr.Cevat Babuna “Aile can çekişiyor.” 
Anket, Barışık Aile Kampanyası, Haziran 1996, s.1 Değ. Prof. Dr. Yıldız Tümerdem.
Zaman Gazetesi, 19.5.1995 Cemil Çicek, Aileden Sorumlu Eski Devlet Bakanı “Devlet aileye duyarsız”
Zaman Gazetesi 7,8,1991 Türkiye Yeşilay Raporu “Türkiye İsrafta dünya birincisi, kumarda ikinci , alkolde üçüncü, sigara tüketiminde dördüncü”.